İngilizce → Türkçe arama
Türkçe give me a chance to get to know you a little better ne demek?
give me a chance to get to know you a little better için sözlük sonuçları aşağıda listelenmiştir. Varsa kullanım alanı bilgisi de kart üzerinde gösterilir.
Reklam
Kelime kelime sözlük karşılıkları
Çok kelimeli aramalarda her kelime tam eşleşme ile tek sorguda kontrol edilir; karşılıklar sade biçimde yan yana gösterilir.
- give: ver, koku, bakmak, bitmek, erimek, yaymak, açılmak, çekilmek, devretmek, teslim olmak, (arma, amblem) sahip olmak, sahip olmasına izin vermek, i. gerilme hassasi, elastikiyet. give -and-take i. elbirligi., 1.vermek, 2.doğruluğunu kabullenmek, tanımak, itiraf etmek, 3.bel vermek, eğilmek, 4.esneklik
- me: bana, beni, bana göre, BANA, BEN, ben kavramı, kis. Maine., bana kalırsa, 1. beni, 2. bana, 3. ben, zam., bak. I, beni, bana. Ah me ! Aman, aman!. Dear me! Olur sey degil!, ayrı ve kişisel bir bireyselliğe sahip olan veya bu bireyselliğin farkında olan kimse
- chance: BAHT, RİSK, şans, İMKÂN, kader, talih, TÂLİH, FIRSAT, KISMET, RİZİKO, DENEMEK, İHTİMAL, TESADÜF, OLASILIK, TESADÜFİ, GÖZE ALMAK, RİSKE GİRMEK, ŞANS, FIRSAT, ŞANS ESERİ OLAN, ŞANS ESERİ OLMAK, şans, talih, şans, v.şans eseri ol:n.şans, Şans; tesadüf; rast gelme, (f). sans eseri olarak vaki olmak; tesadufen meydana gelmek; rast gelmek; (k.dili) . goze almak; denemek. chance on, chance upon tesadufen bulmak., 1.şans, talih, 2.ihtimal, olasılık, 3.fırsat, olanak, 4.risk, 5.rastlantı sonucu oluşmak, şans eseri olmak, tesadüfen olmak, 6.göze almak, denemek, riske girmek, 7.tesadüfi, rastlantısal, planlanmamış, (i)., (s). talih, sans; kader; ihtimal; firsat; risk; riziko; (s). sans eseri olan. by chance tesadufen, kazara. on the chance that umidiyle. take one's chances talihe birakmak. the chances are muhtemelen.
- to: e, ile, GÖRE, için, -E DOĞRU, hakkında, ..e KADAR, Gayrimenkulü temlik etmek, 1. (edat) -e doğru, -e, 2. -e kadar, 3. -e karşı, (edat) -e; -e dogru, yonune dogru, tarafina; ile; -e kadar, -e degin, derecesine kadar; -e dair; -e nazaran, -e nispetle; -e gore; hakkinda, icin; mak, mek (mastar edati)., z. -e dogru; asil vaziyete dogru. to and fro oteye beriye, one ve arkaya. come to kendine gelmek. shut the door to kapiyi iyice kapamak. The ship heaved to. Gemi ruzgari basa alip durdu. They gladly fell to. Memnuniyetle ise basladilar.
- get: almak, ETMEK, OLMAK, uymak, yavru, binmek, çıkmak, geçmek, GELMEK, gitmek, kaçmak, kızmak, sızmak, sokmak, VARMAK, YAPMAK, yetmek, ANLAMAK, EDİNMEK, uyuşmak, anlaşmak, ayrılmak, başarmak, BAŞLAMAK, dolaşmak, ETTİRMEK, geçinmek, geçirmek, GETİRMEK, gezinmek, GÖTÜRMEK, katılmak, KAVRAMAK, KAZANMAK, ÖLDÜRMEK, savuşmak, uydurmak, açıklamak, hızlanmak, kurtarmak, kurtulmak, tırmanmak, yakalamak, YAPTIRMAK, düzenlemek, ELDE ETMEK, hazırlamak, İDRAK ETMEK, sahip olmak, SATIN ALMAK, ELE GEÇİRMEK, BAŞINA GELMEK, CANINA OKUMAK, AÇIĞINI BULMAK, sinirlendirmek, h_v.yaptır-e.al, i. yavru, hayvan yavrusu., 1.ALMAK 2.ELDE ETMEK 3.ANLAMAK, kanalı çekmek (radyo/televizyon), almak (radyo/televizyon belirli bir istasyonu/kanalı), bulmak (bir matematik işlemi sonucunda belli bir sayıyı), 1.almak, elde etmek, 2.olmak, hale gelmek, 3.varmak, ulaşmak, 4.uğraşmak, ilgilenmek, bakmak, 5.gidip getirmek, gidip almak, 6.ettirmek, yaptırmak, -tirmek, -tırmak, 7.hazırlamak, 8.götürmek, 9.vurmak, 10.anlamak
- know: bil, bilgi, bilmek, seçmek, TATMAK, TANIMAK, FARKETMEK, ezberlemek, aşina olmak, AYIRT ETMEK, seks yapmak, haberdar olmak, İLİŞKİSİ OLMAK, BAŞINDAN GEÇMEK, 1.bilmek, 2.tanımak, 3.görmek, geçirmek, yaşamak, çekmek, (i.) bilgi, malumat. be in the know malumati olmak, gizli bir seyden haberi olmak.
- you: sen, siz, seni, 1.sen, siz, 2.seni, sizi, 3.sana, size, zam. siz, sizler, sen; seni, size. what's it to you? sana ne?
- little: cici, geri, naçiz, değersiz, az miktar, kısa zaman, ehemmiyetsiz, az (less/least), küçük, ufak, az, adv.az:adj.küçük, 1.küçük, ufak, 2.az, kısa, 3.genç, küçük, 4.önemsiz, değersiz, küçük, 5.be. az miktarda, birazcık, az, 6.az miktar
- better: GEÇMEK, DAHA İYİ, üstünlük, DÜZELTMEK, DAHA İYİSİ, GELİŞTİRMEK, İYİLEŞTİRMEK, DAHA İYİ YAPMAK, DAHA İYİ ŞEKİLDE, adv.daha iyi:adj.iyi, good ve well´in üstünlük derecesi, 1.daha iyi, 2.gelişmek, daha iyi bir hale gelmek, 3.geliştirmek, daha iyi bir hale getirmek, i., f. daha iyisi; cog. (akil servet v.b.'nde) kendinden ustun kimseler; ustunluk; f. islah etmek, daha iyi sekle sokmak; onune gecmek. get the better of galip gelmek, ustun olmak.