İngilizce → Türkçe arama
Türkçe I have not a minute to spare ne demek?
I have not a minute to spare için sözlük sonuçları aşağıda listelenmiştir. Varsa kullanım alanı bilgisi de kart üzerinde gösterilir.
Reklam
Kelime kelime sözlük karşılıkları
Çok kelimeli aramalarda her kelime tam eşleşme ile tek sorguda kontrol edilir; karşılıklar sade biçimde yan yana gösterilir.
- have: he, HİLE, ALMAK, ETMEK, OLMAK, saymak, tutmak, YAPMAK, ÜÇKÂĞIT, ALDATMAK, BULUNMAK, ettirmek, sahip ol, ELDE ETMEK, GÖZ YUMMAK, devam etmek, DOLANDIRMAK, KABUL ETMEK, SAHİP OLMAK, ZORUNDA OLMAK, VARLIKLI KİMSE, ilişki içinde olmak, eşlik eden olaylarla ilgili olmak, had, hav.ing) kuraldisi çekimleri: simdiki zaman ı, you, we, they have, 1.(yardımcı fiil), 2.(have got), -si olmak, 3.almak, 4.yapmak, 5.yemek, içmek, 6.izin vermek, 7.doğurmak, 8.davet etmek, çağırmak, 9.(rüya) görmek, 10.geçirmek, 11.karşılaşmak
- not: asla, değil, 1.değil, yok, emes, (z.) degil, olmayan. not a little epey not at all hic, asla, katiyen. Not guilty. Sucsuzdur. Not half bad. Cok iyi. Hic fena degil. not only this yalniz bu degil. Not that it matters. Muhim degil. whether he goes or not gitse de gitmese de.
- minute: dakik, rapor, dakika, önemsiz, Çok küçük, zabıtname, Süratli hazırlanan, dakikasına kadar belirlemek, 1.DAKİKA 2.ÇOK KÜÇÜK 3.ZABIT, 1)Dakika 2) Çok az; çok küçük, bir dakika içinde alınabilecek mesafe, kısa fakat tanımlanmamış zaman dilimi, f. not veya zabit tutmak; saat tutmak., 1.dakika, 2.kısa süre, an, 3.çok küçük, 4.çok titiz, ayrıntılı, dikkatli, s. cok ufak; onemsiz; dakik, cok ince. minutely z. dikkatle, ihtimamla, inceden inceye. minuteness i. cok kucuk olma.
- to: e, ile, GÖRE, için, -E DOĞRU, hakkında, ..e KADAR, Gayrimenkulü temlik etmek, 1. (edat) -e doğru, -e, 2. -e kadar, 3. -e karşı, (edat) -e; -e dogru, yonune dogru, tarafina; ile; -e kadar, -e degin, derecesine kadar; -e dair; -e nazaran, -e nispetle; -e gore; hakkinda, icin; mak, mek (mastar edati)., z. -e dogru; asil vaziyete dogru. to and fro oteye beriye, one ve arkaya. come to kendine gelmek. shut the door to kapiyi iyice kapamak. The ship heaved to. Gemi ruzgari basa alip durdu. They gladly fell to. Memnuniyetle ise basladilar.
- spare: AZ, BOŞ, arık, kısa, azlık, CİMRİ, eksik, FAZLA, HASİS, SISKA, Yedek, ZAYIF, vermek, AYIRMAK, ELİSIKI, İHTİYAT, KORUMAK, KAÇINMAK, KIYMAMAK, YETERSİZ, ESİRGEMEK, kurtarmak, HARCAMAMAK, ÖLDÜRMEMEK, AZ KULLANAN, boş (zaman), YEDEK PARÇA, yedek, fazla, yetersiz boş, TUTUMLU OLMAK, v.ayır:n.yedek, CANINI BAĞIŞLAMAK, İDARELİ KULLANMAK, EKSTRA, FAZLA, BOŞ, YEDEK, yedek, ihtiyat az, kıt dar, kısa, esirgemek, -den vazgeçmek, -i tutumlu kullanmak, 1.yedek, 2.az, kıt, 3.sıska, arık, zayıf, 4.fazla, artan, boş, serbest, 5.yedek parça, 6.kıymamak, canını bağışlamak, 7.esirgemek, 8.ayırmak, f. kiymamak, canini bagislamak, oldurmemek; kurtarmak; idareli kullanmak; idare yoluna gitmek; esirgemek; vermek; onsuz olmak veya yapmak, onsuz isini cevirmek.